HERSEY BURDA

HERSEYİ BULABİLDECEĞİN TEK ADRES
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» free slot machines win cash
Çarş. Ağus. 03, 2011 3:57 am tarafından Misafir

» watch naruto hentai watch naruto hentai free
Çarş. Ağus. 03, 2011 3:52 am tarafından Misafir

» major fish oil
Salı Ağus. 02, 2011 10:26 pm tarafından Misafir

» hentai about hentai academy
Salı Ağus. 02, 2011 10:10 am tarafından Misafir

» гинекология ответы
Ptsi Ağus. 01, 2011 9:18 am tarafından Misafir

» x-Hack hack you
Ptsi Ağus. 01, 2011 8:00 am tarafından Misafir

» When the first Whirlpool Duet album was released in December 2001
Ptsi Ağus. 01, 2011 3:05 am tarafından Misafir

» women at work hentai online women at work hentai stream
Ptsi Ağus. 01, 2011 2:56 am tarafından Misafir

» facebook likes xb
Paz Tem. 31, 2011 9:22 am tarafından Misafir

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Forum
HABERLER
Fikri Türkel köşe yazıları

Paylaş | 
 

 Türk hayvancılığı mazisini arıyor

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 3361
KULLANICI PUANLARI : 9918
Kayıt tarihi : 16/05/10

MesajKonu: Türk hayvancılığı mazisini arıyor   Salı Haz. 01, 2010 1:46 pm

Türk hayvancılığı mazisini arıyor

Uzmanlara göre çare, yasaklanan meraların yeniden hayat bulmasında yatıyor.
Haber : Özlem Bay Yılmaz / 02 Mayıs 2010 Pazar
üretim de sürdürülemez hale geldi. Bu dönemde pek çok besi işletmesi kapandı. Hayvan varlığında da ciddi bir azalma oldu. Geçen 15 yıl içerisinde binlerce inek kesildi. Anaç hayvan nesli azaldı. Bundan sonraki dönemde ithalatın önü kontrolsüz ve sınırsız açılırsa Türkiye’de hayvancılık sektörü on yıl geriye döner.”

Canlı hayvan
Et sektöründe bugün gelinen noktada ithalata gerek olup olmadığının zaman içinde görüleceğini belirten Et Üreticileri Birliği (ETBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Kayar, “Fiyatların geri çekilmesi için böyle bir yola başvuruldu. Nitekim şu anda da fiyatlar gelmesi gerektiği noktaya doğru geliyor. Ancak henüz ne malını kestiren var ne de alan. Herkes bekliyor. Bu dönemde Türkiye için canlı hayvan ithalatının daha doğru olacağını düşünüyorum. Özellikle ufak besilik dana gelmesi çok daha iyi olur. Böylece ham materyal elimizde olacak ve bunu yetiştirip ete dönüştürebileceğiz. İthal hayvan ile birlikte hayvan popülasyonunda da bir artış olacak” yorumunda bulunuyor.

Fiyatlar üç yıl durgundu
Küçük üreticinin elinde hayvan bulunmadığını ve bu sorun nedeniyle zor günler geçirdiğini belirten Kasaplar Federasyonu Başkanı Fazlı Yalçınkaya da, bu nedenle canlı hayvan ithalatının daha yerinde bir karar olacağını savunuyor. Kasapların ürün bulmakta sorun yaşadığına dikkat çeken Yalçınkaya, şöyle devam ediyor:
“Küçük besicileri sektöre döndürmek için beslenecek hayvan materyaline ihtiyaç var. Besici danasını kestiği zaman yerine mal koymakta sıkıntı çekeceğini düşünüyor ve bunun tedirginliğini yaşıyor. Hayvan bulma sorunu kalkarsa bu tedirginlikte yok olur. Bu durum fiyatlara yansıyor. Son aylarda hiçbir gün üs üste aynı fiyattan mal alamadık. Et fiyatlarında üç yıllık bir durgun gidişten sonra bir yükseliş söz konusu oldu. Ama bugün gelinen noktada fiyat olması gerekenin çok üzerinde. Şu dönemde en mantıklı şey biraz besi materyalinin ithal edilmesi.”
Türk hayvancılığı mazisini arıyor

Uzmanlara göre çare, yasaklanan meraların yeniden hayat bulmasında yatıyor.
Haber : Özlem Bay Yılmaz / 02 Mayıs 2010 Pazar
Akademisyen bir tarım uzmanı, son haftalarda kırmızı et fiyatlarında yaşanan artışlar ve bunun üzerine yapılan tartışmaları izlerken ne düşünüyordur acaba? Örneğin, “Güzelim ülkenin düştüğü hale bakın?” diyor mudur? Bazı çevreleri biraz da pişkince “Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin kaçınılmaz sonuçları?” ve benzeri aforizmalarına karşın, et ithalatı gemilerini bu sanayi ülkelerinin limanlarına yanaştırmalarını nasıl yorumluyordur?
Bu konuyu önümüzdeki haftalarda bir uzmanla mutlaka konuşacağız. Fakat geçen hafta kırmızı et tartışmalarının çok önemli konulara teğet geçmesine dayanamadık ve gelişmelere farklı bir açıdan yaklaşarak bu noktaya nasıl gelindiğini analiz etmek istedik.
Biraz klasik olacak ama “Bir zamanlar tarımsal ürünlerde kendi kendine yetebilen dünyanın 7 ülkesinden biri” iken bugün bu noktaya nasıl ve neden gelindiğini tartışmak belki de daha anlamlı.

Geçmişten eser yok
Bu nedenle biraz geçmişe 1970’li yıllara giderek o dönemdeki hayvan popülasyonunu bulduk ve bugüne kadar geldik. Tablo ve grafiklere baktığınızda içler acısı süreci siz de göreceksiniz. 1970’li yıllardan itibaren istikrarlı bir yükseliş içinde olan Türkiye hayvancılık popülasyonuna 1981 yılından itibaren “bir şeyler” oluyor sanki. Bir uçurumdan aşağıya bırakılmış araba gibi kontrolsüz düşüşe geçiyor.
1981, Türkiye’nin büyük baş hayvan sayısının 17 milyon ile pik yaptığı yıl. 90’lı yıllara gelindiğinde rakam 11 milyon. 2000’li yıllara gelindiğinde ise düşüşün devam ettiği, hatta 2002 – 2003 yıllarında büyük baş hayvan varlığının en düşük seviyesi olan 9 milyon 900 bine kadar gerilediği görülüyor. Küçük baştaki durum ise çok daha içler acısı. Yine aynı yılı, yani 1981 yılını baz olarak aldığımızda 68.5 milyon adet olan rakamın bugün 29 milyona gerilemiş olduğunu görmek gerekiyor.
30 yıldır büyük bir erozyona uğrayan hayvancılık sektörünün bugün bu noktaya gelmesinde pek çok stratejik kararın etkili olduğunu söyleyen Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği Başkanı Adnan Yıldız, “Türkiye, hızla artan ve dinamik bir nüfus yapısına sahip. 1980 yılında 44.5 milyon olan nüfusumuz, bugün 72.5 milyon düzeyinde. Buna karşılık, 1980’de büyükbaş hayvan varlığı 16.9 milyondan bugün 10.9 milyona;


Türk hayvancılığı mazisini arıyor

Uzmanlara göre çare, yasaklanan meraların yeniden hayat bulmasında yatıyor.
Haber : Özlem Bay Yılmaz / 02 Mayıs 2010 Pazar
küçükbaş hayvan varlığı ise 67.6 milyondan 29.5 milyona gerilemiş durumda. Dolayısıyla bunun sebep ve sonuçlarını araştırmak lazım. Sadece et ithalatı çözüm değil. Köklü çözümler için sebep sonuç ilişkilerine inmek gerekli” diyor.

Sorunun başlangıcı 90’lar
Hayvancılık sektörü açısından 1980 – 2010 dönemindeki gelişmeleri değerlendiren Yıldız, sektörün bugünkü kriz ortamına gelmesinde yaşanılan gelişmeleri şöyle anlatıyor:
“90’lı yıllarda Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu gibi düzenleyici ve müdahale edici kuruluşlar özelleştirildi. Bu kurumların devre dışı kalmasıyla birlikte küçük üretici spekülatörlerin, aracıların eline bırakıldı. Doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerinde meralar terör nedeniyle üreticilere kapatıldı. Bu bölgelerde besicilik yapanlar da köylerden kentlere göç etmeye mecbur kaldılar. Yem fiyatları başta olmak üzere her türlü girdi fiyatının sürekli artması da besicileri bu işten uzaklaştırdı. 2007 ve 2008’de yaşanan kuraklığın etkisi ile yem fiyatlarının aşırı yükseldi. Üreticinin hayvansal üretimden koptuğu bu dönemde hem canlı hayvan, hem lop et kaçakçılığı, bazı kesimler için büyük rant kapıları oluşturdu. Ayrıca süt fiyatlarının düşüklüğü nedeniyle büyük baş damızlık hayvanlarının kesime gönderilmesi de anaç hayvan sayısının azalmasında neden oldu. 300 bin civarında damızlık materyal kesimi de sektöre büyük zarar verdi. Bütün bu gelişmeler bugünkü hayvancılığı bu noktaya getirdi.”

Şartlar ağırlaştı
Hayvancılığın gerilemesinde rol oynayan en önemli faktörlerin başında meraların hızla yok edilmesi gösteriliyor. 1940 yılında 44 milyon hektar olan çayır mera alanlarının 2000'li yıllarda 12 milyon hektara kadar düştüğü görülüyor. Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde, meraların terör nedeniyle kullanılamaz hale gelmesiyle birlikte yaklaşık 3 bin 700 yerleşim alanından 3 milyondan fazla kişinin göç ettiği bilgisi veriliyor.
Bu göç dalgasının 1999 yılına kadar sürdüğü gözleniyor. Bölgede besicilik şartlarının oldukça ağırlaşmasının hayvancılıkla uğraşanların sayısını da ciddi oranda azaldığı kaydediliyor. Doğu ve Güneydoğu Sanayici ve İş Adamları Dernekleri Federasyonu’nun verileri; Doğu Anadolu Bölgesi’nde 1990’lara göre büyükbaş hayvan sayısında yüzde 7, küçükbaş sayısında ise yüzde 35 azalma olduğunu; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ise

Türk hayvancılığı mazisini arıyor

Uzmanlara göre çare, yasaklanan meraların yeniden hayat bulmasında yatıyor.
Haber : Özlem Bay Yılmaz / 02 Mayıs 2010 Pazar
1990’lı yıllara göre büyükbaş hayvan sayısının yüzde 10, küçükbaş hayvan sayısının ise yüzde 30 azaldığını ortaya koyuyor.

Yanlış söylemler var
Piyasada çok yanlış söylemlerin olduğuna dikkat çeken sektör temsilcileri, şunları anlatıyor: “Mesela; Tarım Bakanlığı’nın 2009 Aralık ayında yaptığı sayımda 1 milyon 700 bin baş hayvan popülasyonundan söz ediliyor. 2010 Nisan’ında ise bu sayı 2 milyon 200 bin olarak belirtiliyor. Buna göre üç ayda 500 bin civarında bir hayvan artış olduğu gözleniyor. Bugün 500 bin hayvan artışı varken neden ithalata gerek duyuluyor? Başka bir konu ise spekülatörlerle ilgili. Onların hayvanlarını ahırda beklettiği söyleniyor. Böyle yanlış bir söylem olamaz. Çünkü bir dana 13 – 14 ayına geldiği zaman ancak 280 kiloya gelir ve bu idealdir. Bu kiloya gelirken, yedirdiğiniz yem karşılığında hayvan her gün 1.2 kilo et yapar. 13 – 14 ayı bulduktan sonra siz hayvana ne yedirirseniz yedirin bu rakamlar ters çalışmaya başlar. Kırılma noktası bu süredir . Yani elinde 14 aylık bir hayvanı olan besici, fiyatlar artacak diye bekleme devam etmez.”
Öte yandan 2005 yılında 409, 2006 yılında ise 439 bin ton alan kırmızı et üretiminin, 2007 yılındaki yoğun kesimler nedeniyle 576 bin tona çıktığını kaydediliyor. Bu olumsuz tablonun ‘et üretimi artışı’ olarak değerlendirilmesi de eleştiriliyor.

Teşvikler azaldı
2000 – 2010 dönemi de hayvancılıkta geriye gidişin sürdüğü yıllar olarak görülüyor. Türkiye‘nin 2000 yılında büyükbaş hayvan varlığı 10.9 milyon iken, bugün de aynı seviyelerde seyrediyor. Aynı dönemde küçükbaş hayvan varlığının ise 35.7 milyondan bugün 29.6 milyona gerilediği gözleniyor. Sektörün bu noktaya gerilemesinde planlı bir hayvancılık politikasının yürütülmemesinin etkili olduğunu söyleyen Elet Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, şöyle devam ediyor:
“Et fiyatlarının yükselmesi ve buna bağlı olarak ithalatın gündeme gelmesinde son 15 yıldır besiciliğin zarar görmesi etkili. Daha önce bakanlık Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yapılan süt sığırcılığına yüzde 30 – 40 oranında teşvikler verirdi. Ahır yapımına, damızlık hayvan alımına, sağma ünitelerine falan teşvikler verirdi. Bunlar azaltıldı. Besiciliğe destek verilmezken yem fiyatları ndaki yüzde 100’ü aşan fiyat artışına bağlı olarak
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://dessas.yetkinforum.com
 
Türk hayvancılığı mazisini arıyor
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
HERSEY BURDA :: EKONOMİ - İŞ -PARA :: HABERLER-
Buraya geçin: